|
HAK-İŞ TEN EĞİTİM-SEN E DESTEK
Uslu, Eğitim-Senin Kapatılma Gerekçesi Ortadan Kalkmıştır
Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, Keske bağlı Eğitim-Senin kapatılma talebi ile açılan davanın konusunun ortadan kaldığını söyledi. Uslu, Eğitim-Sene destek vermek amacı ile 25 Ekim 2005 Pazartesi günü diğer sivil toplum örgütleri ile birlikte ortak bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıya Uslu ile birlikte, Kesk Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Disk MYK Üyesi Kamer Aktaş, TTB II. Başkanı Metin Bakkalcı ve Memur-Sen Genel Sekreteri Ali Küçükkösen katıldılar. Katılımcılar, yaptıkları konuşmalarda, Eğitim-Sen’in davasına konu olan tüzük değişikliğinin aylar önce gerçekleştirildiği dikkat çektiler. Örgüt temsilcileri, bu dava sürecinin Avrupa Birliği başta olmak üzere diğer ülkelerdeki demokratik gözlemciler tarafından yakından takip edildiğine de işaret ettiler.
Hak-İş Genel Başkanı Uslu, basın toplantısındaki konuşmasında şunları söyledi;
Değerli kurum temsilcileri, örgüt başkanları, değerli basın mensupları,
Bugün Eğitim-Sene destek amacıyla buradayız. Eğitim-Sen gibi köklü bir sendikanın, eğitim emekçileri sendikasının kapatılması davası esnasında hem görüşlerimizi açıklamak ve hem de Eğitim-Sene destek vermek amacıyla buradayız.
Ben daha önce Sayın Kesk Başkanımıza da ifade etmiştim. Sayın Alaattin Dinçerin demokrasi anlayışı ve yaklaşımıyla benim anlayışım arasında farklar var. Ben daha özgürlükçü demokrasiden yanayım. Bu anlamda demokratik görüşleri de ifade etmek, demokratik çabalara destek vermek konusunda daha tutarlı bir tavır izlenmesinden yanayım.
Fakat burada söz konusu olan, Sayın Dinçer ile aramızdaki çelişkiler değil, Eğitim-Sen(in geleceğidir. Özellikle Eğitim-İş sendikasının kurulduğu yıllarda Eğitim-İşin kurulmasını hem teşvik eden, hem destek veren bir konfederasyonu olarak biz, Eğitim-Senin tüzüğündeki bir madde nedeniyle kapatılmak istenmesini evrensel hukuk bakımından, demokratik değerler bakımından asla doğru bulmuyoruz. Kaldı ki, Eğitim-Sen, bundan birkaç ay önce genel kurul yaparak, tüzüğünde gerekli değişikliği de yapmıştır. Buna rağmen, davanın sür-git devam ediyor olması, hem sendikal işlevleri engellemekte, hem de Türkiyeyi uluslar arası platformlarda zor duruma düşürmektedir.
Aklı başındaki her insaf sahibi kabul etmelidir ki, bu dava konusu ortadan kalkmıştır, dava konusuz kalmıştır. Zira davaya esas olan hüküm şu anda Eğitim-Senin tüzüğünde mevcut değildir.
Hal böyle olunca, inat ve ısrarla davayı sürdürmek, inat ve ısrarla davayı çıkmaza götürmek ve sendikal yaşamda kaoslar yaratmak istenci aslında Eğitim-Senden çok, Türkiyenin demokratikleşme çabasına karşı ortaya konulmuş dirençten başka bir şey değildir. Biraz daha ileri gidiyorum ve diyorum ki, Türkiyeyi Avrupa Birliği sürecinden, demokratik açılımlardan alıkoymaktan başka bir şey değildir.
Eğitim-Senin tüzüğünde olmayan eski bir düzenlemeden dolayı kapatılması Türkiyenin hiçbir sorununu çözmeyeceği gibi, devletin hassasiyetlerini karşılayan, devletin hassasiyetlerine denk düşen bir uygulama da olmayacaktır. Tam tersine, uluslar arası platformlarda Türkiyeyi daha fazla yargılayacak, daha fazla horlayacak, daha fazla eleştirecek bir zemin oluşturacaktır. Buna fırsat yaratmak, Türkiyenin eleştirilmesine, horlanmasına, sorgulanmasına zemin hazırlamak, Türkiyeye, devlete yapılmış en büyük haksızlıktır.
Kaldı ki, çalışanlar kendi özgür iradeleriyle koydukları tüzüğü, gene özgür iradeleri ile ortadan kaldırmışlarsa bu gelişmeye saygı duymak gerekir. Bu gelişmeye katkı vermek gerekir. Demokratik olgunluk burada tüm süreçleriyle işlemiştir. Ve gerçekten demokratik işleyişe saygı gösteren, demokratik teamüllere saygı gösteren herkesin Eğitim-Sen Genel Kurulunun ortaya koyduğu son iradeye hem sahip çıkması, hem destek vermesi gerekmektedir.
Biz, Hak-İşliler olarak, değil Eğitim-Sen, hiçbir sendikanın, hiçbir sivil toplum örgütünün, hiçbir meslek kuruluşunun şu veya bu gerekçe ile baskı altında tutulması, faaliyetlerinin engellenmesi, işlevlerinden alıkonulması gibi bir girişimi hem doğru bulmuyoruz, hem de hukuki bulmuyoruz.
Eğitim-Senin Perşembe günü (27 Ekim 2005) gerçekleşecek duruşmasında inanıyorum ki yargı daha önce verdiği kararda direnecek, konusuz kalmış bir davayı sürdürmek yerine, bu davayı nihayetlendirmeyi ve Eğitim-Senin üyeleri ile tekrar eski heyecan ve coşku ile sendikal işlevlerini yerine getirmesini sağlayacak bir yargı kararı verecektir. Aksi halde bu karar siyasi bir karar olacaktır. Siyasi karar, Türkiyeyi daha fazla tartışma konusu yapacaktır.
Sadece siyasi karar siyasi iktidarların müdahalesi ile alınmaz, insanların kafasındaki bir kısım dokunulmazlar, tabular, ya da önyargılar nedeniyle de siyasi kararlar alınabilir. Nitekim Eğitim-Sen yargı sürecini incelediğimiz zaman, daha önce Çalışma Bakanlığı’nın hukuki bir sorun görmemesine rağmen, hangi kurumlar tarafından müdahaleler yapıldığını sizler çok iyi biliyorsunuz. Arkadaşlarımızın konuşma zamanlarına tecavüz etmemek için bu ayrıntıya girmiyorum ama, ister hükümet, ister genelkurmay ister başka bir kurum, hiçbir kurumun, sivil toplum örgütlerinin işleyişine, sivil toplum örgütlerinin tüzüğüne müdahale etme hakkı bulunmamaktadır.
Demokrasilerde faturayı sadece halk keser, burada da eğer bir sorun varsa, Eğitim-Sen emekçileri, eğitim emekçileri, sendikanın işleyişine, sendikanın tüzüğüne müdahale etme hakkını gerektiği gibi kullanırlar, nitekim burada kullanmışlardır ve ortada sorun kalmamıştır.
Demokratik bir hoşgörü ikliminin oluşturulmasına, demokratik açılımların sürdürülmesine sadece sivil toplum örgütleri değil, sendikalar, yargı ve diğer tüm kurumlar katkıda bulunmalılar diye düşünüyorum. Umuyorum ve diliyorum ki Perşembe günü, aklımızın ve vicdanımızın kabul etmediği bu dava sona ermiş olacaktır’.
KAYNAK: http://www.hakis.org.tr/arsiv/egitimsen_destek1.htm
|